İlk Felsefe Üzerine Düşünmeler

René Descartes eseri İlk Felsefe Üzerine Düşünmeler (Meditationes de prima philosophia) incelemesi

“Düşünüyorum, öyleyse varım” sözü, eleştirel düşünen, kitap okuyan, şiir seven insanlar içinmiş gibi söylendiği her vakit, René Descartes’ın Paris’teki mezarında bir tur ters döndüğünü biliyor muydunuz? Hayır, Descartes’ın derdi entelektüel değil ontolojik bir var olmayla, ve bundan şüphe duymayla ilgili:

  1. Matematik ve mantıktaki bilgi kesin ve sağlam. Çok basit ve kesin öncüllerden yola çıkarak ve sadece aklımızı kullanarak belli kurallar ile karmaşık yapılara güvenilir biçimde erişebiliyoruz, içimiz rahat, alnımız ak.
  2. Matematik dışında diğer bilgi alanlarında da böyle bir kesinlik sağlanabilir mi acaba?
  3. Doğrudan gözlem ve deney yanıltıcı olabilir, her şey göründüğü gibi değil.
  4. Yoksa baştan aşağı her şey bir yanılsama mı? “Her şey rüyaymış” filmleri gibi olmayalım?
  5. Tamam, sakin. Bana algıladığım ve düşündüğüm her şeyi algılattıran ve düşündüren, zihnimdeki her şeyi kontrol edebilen bir cin var diyelim. Felaket durumdayım, elma diye yediğim şey aslında Şansal Büyüka, haberim yok. Bu cinin bile beni aldatamayacağı bir nokta var mıdır?
  6. Evet vardır, bunları düşünüyor olmam. Elimdeki tek sağlam bilgi, düşünebiliyor olmamdır. Şüphe edemeyeceğim tek şey, şüphe ediyor olduğum gerçeğidir. Doğamı ve doğayı bilemeyebilirim ama var olduğumdan ve bilinçli deneyimlerim olduğundan eminim.
  7. Peki diğer bilgiler için cine karşı neye güvenmeliyim?
  8. Her yönden sınırlı ve kusurlu olduğumu biliyorum ama kafamda bir tanrı kavramı oluşabiliyor. Halbuki benim gibi bir zavallıdan kusursuz ve sonsuz bir tanrının fikri bile çıkamaz. Demek ki Tanrı vardır ve o fikri bana bir imza gibi o yerleştirmiştir.
  9. Tanrı’ya aklımla ulaşırım ve Tanrı beni aldatıyor olamaz. Aldatmak kötü bir şey. Koskoca Tanrı bu, cin değil. Demek ki aklımı kullandığım sürece Tanrı’ya ve gerçek bilgiye ulaşabilirim.
  10. Dünya gerçektir. Ver elmayı, aç Maraton’u.

Descartes, sorusuna cevap ararken deneyi hor görerek saf akılcılığa sapıyor (3), Aziz Augustinus’un bin yıllık fikrini düşünmesinin en kritik yerine monte ediyor (6), ikinci kritik noktayı da Aziz Anselmus’un ontolojik kanıt adlı laf ebeliğini hatırlatan komik bir idealizmle (8) atlatıyor. (Bu fikirleri doğrudan bu adamlardan aldığını iddia etmiyorum, sadece yeni olmadıklarını hatırlatıyorum.) Descartes bu hamleleri akıcı ve keyifli bir düşünce yolculuğuna şık bir biçimde dahil ediyor, kendince bilgiyi ve varlığı açıklayan (bence fazlaca ad hoc laf ebeliğine dayanan) bir sistem kuruyor. Sonuç olarak felsefede dikkatleri (tekrar) “Ne bilebilirim?” sorusuna çekmek, epistemolojiyi cesaretlendirmek, fenomenolojiye göz kırpmak dışında özgün ve sağlam bir şey yapmıyor. Güzel sorular soruyor (bu çok önemli bir beceridir) ama güzel cevaplar veremiyor. Farkettiğiniz gibi ben de adam hakkında son bir yargıya varamıyorum, tek bir cümle içinde bile dikkatleri zayıf ve kuvvetli yönlerine çekiyorum. Son derece sağlam ilerleyen (ve bir cinin düşünmemizi yönlendirdiği ihtimaline dikkat çeken) bir düşünmenin en önemli noktasını “Tanrı’yı düşünebiliyorum demek ki vardır” ile atlatmak bence sınırları biraz zorluyor; bana, sistem kurarken birsürü sağlam şey söyledikten sonra önemli bir kavşakta kararını çaktırmadan “Bu da böyle olsa güzel olurdu ha” duygusuyla veren diğer filozofları hatırlatıyor, gülüp geçiyorum.

Şimdiye kadar yarattığım hafif olumsuz imgeyi güçlendirmeye çalışıyorum gibi görünecek ama samimiyetle söylüyorum, René amcanın günümüz düşüncesi açısından en ilginç bulduğum yanlarından biri hayvanların bilinçsiz robotlar olduğuna, acı hissetmediğine inanması ve anatomi adına hayvanları canlı canlı kesmesi, çıkardıkları seslerle eğlenmesi. Canlılarda bilinç eşiği veya bilinç skalası tartışmalarını, sadizmi, şiddet pornografisini aklıma getirdiği için o da, bir şey becerdiğinden değil. Yine laf soktum bak.

Analitik geometri süper.

Leave a Comment

Join the conversation.

Leave a Comment

DMCA.com Protection Status © 2017 Deniz Cem Önduygu