Üçlü Sarmal: Gen, Organizma ve Çevre

Richard C. Lewontin eseri Üçlü Sarmal: Gen, Organizma ve Çevre incelemesi

Tübitak Popüler Bilim Kitapları’ndan Türkçesi yeni çıkmış Richard Lewontin kitabı, evrimsel biyolojide göz ardı edilen bazı noktaları hatırlatma, evrime dair tanımları gözden geçirme ve hatta bazı paradigmaları değiştirme amacıyla yazılmış. Yazarın temel olarak genetik indirgemecilikten/belirlenimcilikten ve çevreye uyum (adaptasyon) kavramından memnun olmadığını söyleyebiliriz. En büyük arzusu, çevrenin evrimdeki rolünün doğru biçilmesi.

Lewontin, reaksiyon normlarından (genotip-fenotip ilişkisinin, çevrenin fonksiyonu olarak tanımlanması) ve gelişimsel gürültüden (gelişim sırasındaki rastgele kimyasal süreçlerin sonuçta yaptığı değişiklikler) bahsederek, protein yapısına ilişkin bilginin tamamının (polipeptidlerin nasıl katlanacağının bilgisinin) DNA’da depolanmadığını hatırlatarak genotip-fenotip ilişkisinin o kadar da sıkı olmadığını söylüyor; bizi, herşeyin genlerin kontrolünde olduğu fikrini, yani genetik indirgemeciliği gözden geçirmeye davet ediyor. Yani diyor ki, aynı genleri iki farklı çevreye koyarsanız iki farklı fenotip elde edersiniz, hatta aynı genler aynı çevrede bile biraz farklı fenotipler verebilir çünkü gelişimde birçok rastgele süreç (gürültü) vardır. Lewontin, davranış ve zeka özelliklerinin de büyük oranda rastgele nöron bağlantılarıyla başlayıp çevre etkileşimi ile yapılandığını söyleyerek evrimsel psikolojiye ve sosyobiyolojiye de şüpheyle yaklaşıyor. (Belirtmek gerek ki kitapta verilen gürültü örnekleri sineğin sırtındaki kıl sayısı gibi değişkenlerle ilgili; bu noktada, beyin yapıları gibi gerçekten kontrol edilmesi gereken fenotiplerin genlerin daha sıkı kontrolünde olduğu savunularak bir itiraz yapılabilir.) Diğer taraftan, Lewontin, canlılarda gördüğümüz her özelliğin biz henüz anlamasak da bir işlevi olduğunu söyleyen panseçilimci bakışı da eleştiriyor:

Üstelik her parçanın bir işlev yerine getirdiği de hiçbir şekilde doğru değildir. Organizmalara ait pek çok özellik gelişimsel değişimlerin dolaylı sonuçlarıdır ya da uzak geçmişteki atalardan kalan işlevsiz kalıntılardır. Yalnızca dünyadaki her şeyin bir amacı olduğu inancı ile kurulan dinsel bir bağlantı, bizi parmak izi çizgilerinin, kaşların ya da erkek göğsündeki kılların işlevsel bir izahını yapmaya götürecektir. (…)

Bu “seçilim açısından nötr” olan değişimlerin, türler arasındaki evrimsel değişimlerin orantısız biçimde büyük bir bölümünü açıklayabildiği ortaya çıkmıştır ve öyle görünüyor ki, moleküler evrimin büyük bir bölümü işlevsel değişimin sonucu değildir.

Lewontin, evrimi tanımlarken sıkça kullanılan “çevreye uyum” (adaptasyon) kavramının da yetersiz olduğunu düşünüyor; çevrenin, genlerden ve organizmalardan tamamen soyutlanmış, buyurgan bir dış yapı olarak görülmesine karşı çıkıyor. Genlerin, organizmaların ve çevrenin zaman içerisinde birlikte evrildiğini, bu üçünün ayrılmaz bir bütünün öğeleri olduğunu söylüyor ve bunu Lovelock ve Margulis’in Gaia hipotezine bulaşmadan yapıyor. Evrimde çevrenin sadece eleyici, dayatmacı, sorun çıkartıcı olmadığını, metabolik süreçlerin yapısına doğrudan katıldığını ve bu süreçlerin uygun çevre olmadan tanımlanamayacağını, genetik indirgemeciliği eleştirirken yeterince ortaya koyuyor. Buna ek olarak, modern organizmaların evrimini kısıtlayan dışsal koşulların onların ataları tarafından inşa edildiğini hatırlatıyor, doldurulmayı bekleyen boş nişlerden bahsetmenin ne kadar saçma olduğuna dikkat çekiyor: nişler, diyalektik olarak kendilerini dolduran organizmalarla tanımlanabilir, etkinlik gösterecek organizma belli olmadan nişi de tanımlamanın olanağı yoktur. Nitekim Lewontin, çevreye “uyum”dan değil, çevre ve genlerin beraber “yapılanma”sından söz edilmesi gerektiğini savunuyor.

Okulun en popüler çocuğu Richard’ın iki kitabını Türkçeleştirdikten sonra, onu (veya popüler bilimde onunla özdeşleşmiş gen seçilimi paradigmasını) eleştiren başka bir Richard’ın kitabını da önümüze koyduğu için Tübitak’a buradan teşekkür ediyorum. Yine de, Dawkins’in sunduğu “bencil gen” paradigmasının, Lewontin’in kafasındaki o mutlak genetik belirlenimciliği kaçınılmaz kıldığını, Dawkins’in – hatta hiç kimsenin – bu kadar sert bir genetik belirlenimciliği savunduğunu düşünmüyorum. Hiçbir aklı başında biyoloğun, genlerin (biyokimyasal ve ekolojik) çevreleriyle etkileşim içinde işlediğini reddettiğini sanmıyorum; ve bana göre bu resim, Dawkins’in önerdiği bakış açısıyla ters düşmüyor. Genler, o an çevrelerinde ne varsa o bağlam içinde işliyor; proteinlerin katlanma bilgisinin bir kısmı da pekala o bağlam içinde gömülü olabilir. Bu durum, organizmanın üretim ve işletim bilgisinin büyük bir kısmının – aynı bağlam içinde aşağı yukarı aynı işi yapan – genlerde gömülü olması ile çelişmiyor.

Burada çevrede gömülü olan bilgiyi genlerdekine göre çok daha statik bir arkaplan bilgisi olarak düşünmek mümkün, çünkü, genlerdekine kıyasla, bu bilgi nesilden nesile (genlerden bağımsız olarak) değişen, evrimsel anlamda tepki veren, canlının yaşamkalımını “umursayan”, genlerdeki gibi bir öncül-eyleyiciliği (proto-agency) olan bir yapıda değil. Örneğin bir popülasyonun habitatındaki atmosferik oksijen miktarı, içeride iş yapan genlerin çevresinin bir parçasıdır, ama bu parametre birbirini takip eden nesillerde aşağı yukarı aynı olacaktır. (Benzer şeyleri genlerin biyokimyasal çevresi için de söyleyebiliriz.) Burada, aşağı yukarı tahmin edilebilir bir çevre/bağlam içinde çalışmayı sürdüren ve asıl tasarım işini yapan, ve yapılan tasarım işinin kaydını tutan, her nesilde rastgele mutasyonlarla farklı ürünler veren genlerdir. Eklemek gerek ki, daha uzun vadelerde çevrenin de organizmalarla/genlerle birlikte evrildiği tespiti Dawkins’in de katıldığı, üstelik geliştirdiği genişlemiş fenotip (extended phenotype) kavramı ile de katkıda bulunduğu bir bakış açısı.

Sonuç olarak, Dawkins’in anlatısında belki bir parça ihmal edilen bazı noktaları hatırlattığı için Lewontin’in hikayesine de kulak kabartmakta fayda var, ancak çoğu zaman evrimsel biyolojide Lewontin’in öncülüğünü yaptığı tepkisel ekolün bir korkuluk safsatasından muzdarip olduğunu düşünmeden edemiyorum. (Ayrıca çevirmenin önsözündeki yaradılışçı ağzından çıkmış gibi duran “sosyobiyoloji uydurmacasının ipliğinin pazara çıkarılması” ifadesinin ve genel olarak çevirinin gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.)

Ek

Yıllar sonra Lewontin’in Biology as Ideology kitabı için yazdığım kısa eleştiri de benzer bir sonuca varıyor.

Leave a Comment

Join the conversation.

Leave a Comment

DMCA.com Protection Status © 2017 Deniz Cem Önduygu